SON DAKİKA
gazetekirkuc
Takip Et!
22 Kasım 2018

BİR DE ÖZELEŞTİRİ YAPABİLSEK

Facebook'ta Paylaş
Twitter
B R K
BİR DE ÖZELEŞTİRİ YAPABİLSEK

ManşetÖne Çıkan HaberlerYAZARLAR - 22 Kasım 2018 6:57

Bugünlerde okurlarımın benden yerel seçimlere ilişkin yazı beklediklerini biliyorum. Seçim çalışmalarının tam gaz devam ettiği, partilerde sert rüzgarların estiği, onlarca aday adayın arz-ı endam ettiği bu zeminde bir değerlendirme yazısı yazmayı bende isterdim. Ancak bugüne değin yani bu yazıyı yazdığım 21 Kasım günü saat 12’ye kadar bana ulaşan kesin bir aday ismi olmadı. Parti teşkilatlarında sıkı bir ketumiyet var. Biz bilmesek te halkımız konuşuyor işte.

Sayısına bereket bizde bir bilen çok maşallah. İki kişi bir araya gelince daha hal hatır sormadan “Belediye Reisinin kimi olacağını” “Ne olacak bu memleketin hali” muhabbetine başlıyoruz. Sanki mevcut Belediye Başkan aday adayları yetmiyormuş gibi daha başka başka isimlerde telaffuz ediliyor. Eh nasıl olsa “Bekara karı boşamak kolay” salla gitsin, nasıl olsa tutan yok.

Memleketi düşünmek, sahip  çıkmak, çözüm üretmek yadırganacak bir durum değil elbet. Bilakis şeref duyulacak önemi bir haslettir. Ancak ortaya somut bir şey çıkmayınca da tekrarı bıkkınlık veriyor.

Kütahya’daki genel kanı bu şehirde yaşanan sorunların ortadan kaldırılamadığı, sağlıkta, trafikte, iktisadi gelişmede iyi olmadığımız, başka şehirlerin gerisinde kaldığımız şeklinde.

Bu tür yakınmaları söylentilere itibar edenlerden duyduğumuz gibi, gidip başka şehirleri  görüp gelenlerden de işitiriz. Oralardaki  gelişmeleri görünce bu kanaate varıyorlar. Ama yerel yönetimlerin hizmetleri dışına, o yatımları kimlerin yaptığını, kime ait olduğunu sorgulamıyorlar. Belki de araştırmak işlerine gelmiyor. En kolay yol iktidarın ayrımcılık yaptığını, bunun iller arasında ekonomik  dengesizliğe yol açtığını belirtmek oluyor.

Şehrimizin sanayileşme ve gelişme  bakımından  geri kaldığını kimse inkar etmiyor. Fırsat buldukça iktidarı eleştirenler bunda kendisinin bir dahli olup olmadığını sorgulamıyorlar. Eğer bu bir ihmal ise bunu başka yerlerde aramaya gerek yok. Kimse kusura bakmasın ama bunun asıl suçlusu yine bu şehrin insanları yani bizleriz. Bizim olanı küçük görme gibi bir huyumuz var. ” Can çıkmayınca huy çıkmaz” demiş atalarımız. Huylu huyundan vaz geçmeyince  bunlar  geliyor başımıza.

İş kurmak amacıyla bir araya gelemeyen, bir yatırıma yönelmeyen hep başkalarını suçlayan bizler bu şehrin kalkınması adına samimi bir çaba göstermedik. İyi niyetle samimi gayretle öne çıkanlara maddi ve manevi destek vermeyince onlarda akamete uğradılar. ” Atanın sanatı oğula mirastır” demiş atalarımız. Bugünün bazı gençleri de maalesef bu menfi mirası yaşatmaya çalışıyorlar. Bazıları da babalarının yaptıklarıyla, kendilerine bıraktıklarıyla ilgilenir işi daha büyütmeye yanaşmazlar. Baba bu konuda özel bir çaba sarf etmiş ortaya bir eser koymuşsa bu işi sürdürende oluyor, batıranda. Bu tamamen kişinin karakteri ve kabiliyeti ile ilgilidir. Günün teknolojik gelişimine ayak uyduranlar, hesaplı hareket edenler, har vurup harman savurmayanlar ayakta kalır.

İşleri kötüye gidenler hatayı kendilerinde aramazlar ya iktidarda, yada bu şehirde büyük yatımları bulunan kişilerde ararlar.

Bu şehirde büyük yatırımları olan, binlerce kişiye iş aş veren, Kütahya’nın tanıtımda büyük katkısının olduğunu bildiğim  bu memleketin evlatları bir aileyi kimse  suçlamasın.  Ben bunu öyle ” Laf olsun torba dolsun kabilinden “söylemiyorum. Daha önce işim gereği ülkemizin her yanını gezdim. Gittiğim yerlerde şehrimize ait o firmanın ürünleriyle isimleriyle karşılaştım. Güral ailesi kendilerine ait marka ürünlerinde hep Kütahya’nın ismini  ön plana çıkarıyorlar. Ülkemizin her yanında bayilikleri ve dev mega boardları var. Gezerseniz sizde görürüsünüz. Bütün bunlar ayan beyan ortada iken o zaman Sormazlar mı insana, ” sen ne yaptın, bu şehrin kalkınması adına bir tuğla koydun mu, bir çivi çaktın mı, kaç kişiye ekmek kapısı açtın” diye.

Hep bu memlekette paranın çokluğundan bahsediliyor. Ben bunu bilecek konumda değilim. Ama bazı yaşanmışlıklar var ki, bu söylentileri doğruluyor gibi.

Bugünün gençleri bilmezler. Biz bir  28 Şubat post modern darbesini yaşadık. Muhafazakar kesimin üzerinde buldozer gibi geçen binlerce insanımızı ezen o rezil darbeyi bazılarımızın hatırlaması lazım. Bazı yurtsever insanların bir araya gelerek  kurdukları ülke ekonomisine önemli katkı sağlayan kuruluşları ” Yeşil Sermaye”  “irticai sermaye” yaftasıyla bazı dış güçlerin desteğiyle kapatıldığı günlerde Türkiye’nin her yerinde şubesi olan yüzlerce insanı çalıştıran bir finans kuruluşu kapatılınca orada  büyük miktarda  paranın olduğu söylenmişti.

Bu ve benzeri paralar bir araya getirilerek bu ilin  kalkınması için yatırımlar yapılsaydı bugün bu güzel şehir diğer kentlere gıptayla bakmazdı, kendisi özenilecek  bir şehir olurdu.

Ne yazık ki yapamadık, hep istedik ki devlet gelsin fabrikalar kursun, hastaneler yapsın, hamamlar açsın, tavuk çiftlikleri kursun yumurta üretsin, et ve süt  kurumları kursun bize satsın, çocuklarımız resmi dairelerde çalışsın. Yani bugün özel sektörün yaptıklarını biz hep devletten, hükümetlerden bekledik. Paramıza kıyıp üretime ve istihdam imkanları sağlayacak yatırıma yönelmedik. Ciddi oluşumlara bile  şüpheyle baktık ” Buluttan nem kaptık” ” Yetmedi ” Öküzün altında buzağı aradık”  nihayetinde ” Korkak bezirgan ne kar eder nede ziyan” durumuna düştük. Belki o gün zarar- ziyan etmedik ama bugün ceremesini çekiyoruz. Çocuklarımızın gurbet ellere gitmesinden yakınıyoruz.

Bugün imrendiğimiz o komşu  şehirler bunların büyük bölümünü kendileri yaptılar. Sermayelerini birleştirerek yatırım yaptılar, birbirlerine güvendiler. Bizim kadar ” çelme takarlar” takıntısına kapılmadılar. Bir şehirde bunlar olmayınca, güven duygusu yok oluyor, ortak iş kurma  anlayışı oluşmuyor ve o şehir gelişemiyor.

Bütün bunları dün yapamadık, bari gelin bugün yapalım. Evvela itimat hissimizi pekiştirelim.  Kendimizi buna inandırmamız gerek. Zira her önemli iş önce inanmakla ve niyetle başlar. İnanmak bir düşünce tarzı bir mantık yapısıdır. Mantık birleşmeyi, kolektif bu ruhla kalkınmayı emrediyor.

Günümüzde bütün kurumlar müteşebbislere istedikleri hizmetleri veriyor. Egomuzu kırarak,  ön yargıları yıkarak hepimiz karınca kararınca bir şeyler yapmalıyız. Bunu başarmak için özeleştiriden kaçınmamamız gerek.

Biz bu gazeteden, siz yatırım sermayesi ve becerisi olan  değerli hemşerilerimiz sahada hizmet etmeliyiz. Bu şehri arzu ettiğimiz yere getirmenin gayretinde olmalıyız. Belki bunlar  bir hayaldir ama, hayallerinde gerçekleşme payı  vardır.

Bugünde yazımızın sonuna geldik güzel dostlar. Eğer bir sürç-i lisan ettiysek affola efendim. Sağlıcakla kalın bizimle kalın değerli Gazete Kırküç okurları.

 

Rss

Okuyucu Yorumları

Toplam 0 yorum yapıldı.

İlginizi çekebilecek diğer haberler

İşte geldi, gidiyor! Daha dün; “Merhaba ey Şehr-i Ramazan merhaba” diyerek karşıladığımız mübarek Ramazan ayının yavaş yavaş sonuna yaklaşıyoruz. Rabbim hayırlısı ile bayrama da ulaştırsın inşallah… Eş, dost, akrabalar ile karşılıklı iftar davetlerini… Maniler ...
Geçtiğimiz hafta iftardaydık. Bizde, "Çağrıldığın yere erinme, çağrılmadığın yere görünme" diye veciz bir söz var. Kütahya Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Erkan Sağlam çağırdı. Bizde "Davete icabet sünnettir" dedik ve erinmedik gittik. İyi ki de gitmişiz, çünkü ...
Anneler Günü... Yani bize ait olmayan ama kutladığımız bir gün. Tamamen ticari bir amaca dönüşen bazı özel günler gibi, bu günüde milyonlarca anneyi katleden katliamlarına, sömürülerine devam eden emperyalist bir ülke icat etmiş. Bu günlerde bir kaç renkli söz ederek döktükleri ...
Geçen akşam bir televizyon kanalında Türkiye'nin en büyük savunma sanayi fuarı olan IDEF 2019 uluslararası fuarının açılışını izledim. Fuar alanında sergilenen yerli ve milli savunma silah sistemlerini, hava, kara ve deniz araçlarını ...
Kavuşana müjdeler… Kavuşturana şükürler olsun… Başı rahmet, ortası mağfiret, sonu da cehennem azabından kurtuluş olan Ramazan-ı Şerif ayına ulaşmanın heyecanı ve coşkusu içerisindeyiz… İçimiz kıpır kıpır… “Merhaba ey şehr-i Ramazan merhaba Merhaba ey şehr-i Rahmet ...
Kütahya ilk olarak 1074 tarihinde; Türklere Anadolu’nun kapılarını açan Sultan Alparslan’ın Bizans’a karşı kazandığı 1071 Malazgirt Zaferinden üç yıl sonra, yani bugünden tam 945 yıl önce fethedilmiştir. 23 yıl Türk ...
Site içi arama
Üzgünüz, şu an hiç anket bulunmuyor.
booked.net

AD Tasarım Mustafa Gökdere Copyright © 2013. Tüm Hakları saklıdır.