“OL MAHİLER Kİ DERYA İÇREDÜR DERYAYI BİLMEZLER”

260

 Bu köşenin müdavimleri hatırlayacaklardır. 8 Mart günü yine bu köşede arkeolog Bekir Ensar Nazlı’nın yazdığı, Nazlı Kitabevinin yayınladığı ” Kütahya 1413 Hekim Sinan’ın tedavisi” adlı kitaptan bahsederek okunmasını tavsiye etmiştim. O Yazımda adı geçenlerden biride Hekim Sinandı. ” Kimdir bu Hekim Sinan” diye sordu bir okurum.

 Bu sorunun cevabını vermeden önce müsaadenizle mevzuyla alakalı bir hatıramı anlatayım. Niyetim bu konuda ne kadar duyarsız olduğumuzu anlatmak. Gençler bilmez bir zamanlar bu şehirde üç mahalli televizyon kanalı vardı. Bunlar Çini TV, Birlik TV ve Destan TV. İlk yayına başlayan Çini Televizyonu olmuştu. Ben Çini TV genel yayın yönetmeniydim. Sanırım 96 yılının Eylül ayındaydı. Bir öğlen sonu televizyonu arayan bir izleyicimiz o zaman köy statüsünde olan Dumlupınar’a bir otobüs dolusu öğrencinin geldiğini, Şair Şeyhi’nin kabrini ziyaret edecekleri söyledi. Ben hemen bir kameraman alarak köye gittik. Vardığımızda kabrin başında 40’ı aşkın üniversite öğrencisi ve hocalarını gördük. Kolunda görevli bandı olan bir genç yanımıza gelerek çekim yapabileceğimizi söyledi. Durup dinleyince Şair Şeyhinin hayatından ve eserlerinden bahsettiğini,  Kütahya’da dünyaya geldiğini, asıl adının Yusuf Sinanüddin olduğunu ve aynı zamanda iyi bir hekim olduğunun bilgisini veriyordu. Haberi çekip döndükten sonra üniversite öğrencisi olan kameramanımız Cemal’e Cumhuriyet Caddesine gidip konuyla ilgili en az 10 kişiyle söyleşi yapmasını istedim. Haber montajında kaseti izlerken maalesef kendi değerlerimizden bihaber olduğumuzu gördüm ve o haberin başlığını Fuzuli’nin, ” Ol Mahiler ki derya içredür lakin deryayı bilmezler” yaptık. Yani bugünkü Türkçesi ile ” O balıklar ki denizin içindedir lakin denizi bilmezler.” Hakikaten Kütahya tarihiyle, Kültürüyle, sanatıyla, edebiyatıyla ve folklorik değerleriyle adeta bir deniz. Amma ve lakin pek çoğumuz bunlardan bihaberiz.

 Hani aşk ağlatır, dert söyletir deriz ya bizimki aynen öyle. Çünkü bu hususta derdi olan bir ben değilim. Değerli kardeşim, yazarımız ve aynı zamanda bu konularda dert ortağım Remzi Günay’da.  Geçen akşam telefonda muhabbet ettiğimiz Sevgili Günay, benim Dumlupınar mahallesinde metfun bulunan Şair Şeyhi’nin kabri başında gördüğümü, o, Dumlupınar ilçemizin Büyük Aslıhanlar köyünde karşılaşmış. İl Genel Meclisi Üyesi iken görevli gittiği Büyük Aslıhanlar köyünde bulunduğu sırada ülkemizin bir ucundan Kars ve Ağrı illerimizden iki otobüs dolusu insanın kurtuluş savaşının geçtiği yerleri, şehitlikleri ziyaret etmek için gelenlerle karşılaşmış. Kütahya’ya 1400-1500 Kilometre uzaklıktan gelerek, o kadar uzun yolu kat ederek kurtuluşun temellerinin atıldığı, Türkiye’nin her yanından şehitlerin kucak kucağa yattığı, kanla yoğrulmuş muazzez toprakları ziyaret ederek, o şüheda kokan havayı solumak istediklerini, bunun arzusuyla geldiklerini duyunca, yüzlerindeki o derin hüznü ve heyecanlarını görünce çok duygulandığını anlattı. Duygulanmamak elde değil. Zira yurdumuzun ta öteki ucundan kalkıp şeref abidesi yerleri görmeye, tanımaya gelmelerine rağmen biz 5 km mesafedeki Şair Şeyhi Türbesini ziyaret ederek bir Fatiha okumuyoruz. Bu konuda şairler ve şiir severler ve ilgili kuruluşlar öncü olarak şehrimizin şairlerini evvela Kütahya’dan başlamak üzere ülkemizin yer yanında tanıtmalıdırlar. Elâzığ’da olduğu gibi bizde de şiir akşamları programları yapılmalı. Öyle kuru kuruya şiir severlik olunmaz.

 Söz buraya gelmişken en çok hayıflandığım konulardan biride aktif televizyonculuk yaptığım yıllara ait bugün elimde hiçbir kaset ve kayıtların olmaması. Zira haberlerimizle, kendi çapımızda çektiğimiz, yayınladığımız belgesellerle, canlı yayın programlarımızla bu şehir adına güzel işler yapmıştık. O zaman şu acı gerçeği fark etmiştim. Tarihe, Kültüre, Edebiyata ve Sanata biz yeterince ilgi göstermiyoruz, bu toprağın bağrından çıkan değerleri tanımıyoruz bilmiyoruz tanıtmak içinde bir gayret göstermiyoruz. Hakkını yemeyeyim Allah sağlıklı Ömür versin Muhterem Süleyman Canan, Belediye başkanlığı döneminde şiir akşamları programları yaparak, bu alanda kitaplar yayınlayarak önemli hizmetleri olmuştu. 

Şimdi gelelim baştaki sorunun cevabına. Şair Şeyhi öyle üstün vasıflara sahip bir değer bir köşe yazısıyla anlatılacak gibi değil. Çok kısa olarak Kütahya Kültür ve Turizm Müdürlüğü Kütahya tanıtım broşüründen bir alıntı yapayım. ” Şeyhi, Hekim Sinan olarak da bilinmektedir. 14’üncü yüzyılın sonu ile 15’inci yüzyılın başlarında yaşamış olan şair, II. Yakup döneminde Germiyan sarayında bulunmuştur. Kütahyalı olan Şeyhi’nin asıl adı Yusuf Sinanüddin olup, dönemin en önemli şairlerindendir. Germiyan Beyi Süleyman Şah eğitimini üstlenerek şairi İran’a göndermiştir. İran’dan göz hekimi olarak dönmüş, Germiyan Beyi II. Yakup’un, Osmanlı Padişahlarından Çelebi Mehmed ve II. Murad’ın özel hekimi olmuştur. Şeyhi iyi bir hekim olduğu kadar usta bir şairdir.  Divan edebiyatımızın ilk hiciv örneği ” Harname” si çok zarif ve ünlüdür. Divan-ı Şeyhi, Darr’ül – akaid, Tıbbi Risalesi, Hüsrav-u Şirin diğer eserleridir. Divanı 1438 yılında yazılmış.” Benden bu kadar değerli okurlar, daha geniş şekliyle tanımak istiyorsanız bir zahmet arayıp bulun okuyun. Sağlıcakla kalın bizimle kalın değerli GAZETE KIRKÜÇ okurları.




Leave a Reply

Your email address will not be published.