ŞAİRLERİN DİL GÜZELLİĞİ RUHA ZEVK VERİR (1)

326

   Değerli okurlarım, sondan söyleyeceğimi baştan söyleyeyim. Bu bir köşe yazısı değil 3 gün sürecek söyleşi yazısıdır.

 “Şairler söz sultanıdır; hekimler saltanatı vücut üzerine kurarlar, şairlerin dil güzelliği ruha zevk verir, hekimlerin özverileri hastaları iyileştirir” diyen İbn-i Sina, şairlerin ve hekimlerin değerini bu sözlerle anlatmışlar. Bu şehrin kadim kültüründe bunların her ikisi de vardı hem de çok meşhurlardı. Bugün yoklar çünkü şairlerin yetişmesinde katkısı olan” GEZEK” geleneğimizde bitti. Eğer dünden daha az şairimiz var ise, yenileri de çıkmıyorsa sebeplerinden biride budur diye düşünüyorum. Bunu bir başka yazıda ele almamız temennisiyle asıl konuya geleyim

 Mevzu şair ve şiir olunca sosyal medyadan her gün şiirlerini okuduğumuz eğitimci, yönetici, siyasetçi ve şair Kütahya sevdalısı bir hemşerimizi misafir ettik köşemize. Ben sordum o cevapladı. Tabii yüz yüze değil WhatsApp üzerinden. Bu girizgâhtan sonra misafirimizi tanımayanlara tanıtmak, tanıyıp ta unutanlara hatırlatmakla başlayalım muhabbetimize. Keyifli okumalar dileğiyle haydi bismillah.

 Y.K: Efendim, söyleyişimize klasik bir soruyla başlamak istiyorum. Kısaca sizi tanıyalım: Nerede doğdunuz, ne okudunuz, neler yaptınız, şimdi ne yapıyorsunuz?

A.G: Ben Alaettin Güven. Önce İnsan. Sonra Öğretmen. Milletimin hizmetkârıyım. 30 yıla yakın öğretmenliğimde çok sınavlar yaptım. Çok sorular hazırladım. Çok cevap anahtarları yazdım.16 yıllık öğrenciliğimde herkes gibi çok sınavlara girdim. Çok sorular cevapladım. Ama en zor soru: ” Sen kimsin?” sorusu ve en çetrefilli cevapta ” sen kimsin?” sorusunun cevabı olmuştur hep.

 Alaettin Güven kimdir? Cevaba nereden başlayayım. Bu sorunun cevabı yetmiş yılı aşkın bir hayatı anlatmak gibi bir şey. Elbette kolay da değil. Herkes gibi. Sevinçler.. kederler.. hüzünler.. başarılar.. başarısızlıklar.. Haksızlığa uğramışlıklar.. Takdirler ve tekdirler. Hayat yolu dikenlerle güllerle örülmüş. Ömür yolculuğu bir muamma ve sürprizler yumağı.

 “Öz geçmiş” diye bir şey var. Ben henüz geçmişimi özetlediğine inandığım bir ” öz geçmişimi” hazırlayıp istenen bir makama sunabildiğim kanaatine varamadım. Hep bir eksiklik, hep bir noksanlık ve hep unutulmuşluklarla dolu bir serüven gergefi geçmişimiz.

Hayatın ana hatları ile özeti herkesin ortak temel özellikleridir. Adın soyadın, doğum yerin yılın, mesleğin vs. Gibi. Kişilerin kişiliklerini ele veren ip uçları ise teferruatlarda saklıdır.

 Mesela: ilkokul beşinci sınıfa kadar köyünde anasının babasının akrabalarının yanında, arkadaşlarının arasında okuyup beşinci sınıfı öğretmenin tayini çıkınca 20 km. Uzakta yaya gidip gelinen nahiyede bir okula gidip bir akrabanın yanında kalıp okumak aslında bir teferruat gibi.

 Ama geleceği de şekillendiren çocuk yaşta atılan kocaman bir adım ve cesur bir karar olsa gerek diye düşünüyorum. Hicran çocuk yaşta omuzlarımıza binse de seve seve gitmiştim hiç zorunluluk olmadığı halde o uzaklıkta bir yere okumak için.

 Burada; babamın okumak için, 1941 yılında 13 yaşında, güttüğü sürüyü birisine emanet edip arkadaşıyla Büyük Oturak köyüne kaçışını, ilkokul üçüncü sınıfa kaydedilişini ve annesinin bir hafta okul etrafında dolaştığını, en sonunda benimle gelmezsen sütümü helal etmem deyişine karşı gelemeyip, köye dönüşünü okumamıza bir etken olduğunu da hatırlarım hep. Bir de doymak ve doyurmak için 15 yıllık Almanya serüvenini.

 Şimdi gelelim Alaettin Güven kimdir? Zor mu zor sorunun cevabına:  20 Nisan 1950 yılında Altıntaş Yüylük köyünde doğmuşum. Nüfus hüviyet cüzdanında öyle yazıyor. Rahmetli Anneciğime sık sık sorardım doğum tarihimi. Çünkü çocukların doğum tarihini en doğru doğum sancısını çeken anneler bilir.

 Annemin anlattığına göre yaz ağzıymış. O da Nisan ayına tekabül eden bir zaman dilimi. Laf aramızda doğum tarihimi de çok severim.  Gül kokulu insanın doğumu diye.

 Doğduğum Köyüm Yüylük; Murat dağının eteklerinde, kıblesinde sarp Şahinkaya dediğimiz dağ bulunan, tarım arazisi bir çiftçiye çok, iki çiftçiye az bir köy. Bir zamanlar 350-400’e yakın nüfusu olan serin, şirin, ormanlarla kaplı, yeşilin her tonuyla tabiat harikası bir köy.

Coğrafya kaderdir. Dik duruşumuz Şahinkaya’dan bize miras olsa gerek. Bir zamanların çıkmaz sokak olan köyümüz, şimdilerde beton yolla girilen bir özlem yuvasıdır.

İlkokul 1958 de açıldı. İlk öğrencilerindenim. Dört yıl köyümde 5 sınıfı o zamanlar nahiye, şimdi ilçe olan Dumlupınar’da Gazi ilkokulunda okudum ve mezun oldum. Her iki okulda da sınıfın ilki olduğumu söyledi öğretmenlerim.

 Merhum Ramazan Tetik öğretmenim okul müdürüm. Merhum Cafer Pekmez de sınıf öğretmenimdi. Her ikisine de Allahtan rahmetler diliyorum. İlkokuldan sonra hedefim Savaş tepe öğretmen okuluydu. İlkokul öğretmeni olacaktım. O yıllarda köy çocuklarının hayali öğretmen okulu sınavlarını kazanıp Devlet Parasız Yatılı okuyabilme şansını yakalayabilmekti. Yoksa kendi imkanlarıyla okumak çok uzak bir ihtimaldi.

 Allah’ın takdiri 1963 yılı Türkiye’de ilk defa İmam-Hatip okulları da öğretmen okulları gibi seçme sınavıyla Devlet Parasız yatılı öğrenci alacaktı. Yazın köyümüzde her köy çocuğu gibi tarla tokat işlerinde aileme gücüm nispetinde katkı sağlamaya çalışıyor bir taraftan da sınavlara hazırlanıyordum. Bir kiraz ağacı tepesinde geometri şekillerinin alan hesaplarını çözerek ezbere.

 Ramazan Tetik hocam babamı çağırmış. Beni alıp Dumlupınar’a gelmemizi söylemiş ve gittik. Yanına vardığımızda: ” Bu yıl öğretmen okulu gibi bir de İmam-Hatip okulları aynı sınav usullüyle; il ve ilçelerde yazılı, girilecek okulda sözlü sınavıyla Devlet Parasız yatılı öğrenci alacak.

 Genelge geldi. Alaettin o sınava da girsin. İmam-Hatip Okulunun yazılı sınavı Cumartesi…Öğretmen okulunun ise pazar günü. Önce olan sınavda Alaettin için bir alıştırma da olur, heyecanı gider. Öğretmen okulu sınavına daha avantajlı girmiş olur. Öğretmen okulunu kazanma şansı artar” diye babamla konuştuklarını dün gibi hatırlarım.

 Çünkü hedefimiz başta da söylediğim gibi öğretmen okuluydu. Takdiri tedbir bozar mı bozmaz mı bilmem ama, ben yazılı sınavında İmam- Hatip Okulunu kazanmıştım. Okuma şansını yakalamıştım. Sevicimiz sonsuzdu. Balıkesir İmam- Hatip Okulunda sözlü sınavı olacaktık. Gelen bir haberle sözlü sınavının Kayseri İmam-Hatip okulunda olacağı haberini aldık. Sözlü sınavına Kütahya ve ilçelerinden epey öğrenci çağrılmıştı. Biz Dumlupınarlı Ahmet Yılmaz ağabeyin riyasetinde kendi oğlu Osman’la ile birlikte 10 na yakın öğrenci Dumlupınar’dan trenle yola koyulduk. İlk kez trene biniyordum. Kayseri yakınlarında da ilk tren kazasıyla karşılaştık. Herhangi bir yara bere almadan atlatmıştık. Rahmetli Mahmut Tekin’in başında hafif bir şişme oldu o da iyileşti. Sözlü sınavı sıkı ve zor bir sınavdı. Bir haftaya yakın sürdü.

 Kazandığım bir telgrafla bildirildi. Tam teşekküllü sağlık raporu alarak kesin kayıt için gelmemiz isteniyordu. Tüm bu işlemlerin yerine getirilmesi o günkü şartlar içinde hayli meşakkatli işlerdi. Hamdolsun yerine getirdik ve kayıt için babamla birlikte gittik. Okula başladım. Dört yıl sonunda orta kısmını bitirdim. O yıllarda İmam Hatip Okulları orta okul dört, lise üç yıl olmak üzere yedi yıldı.

 Altı yıl Kayseri İmam -Hatip Okulunda okuduktan sonra son yıl yedinci sınıfı okumak üzere Bursa İmam- Hatip Okulunda açılan Devlet Parasız Yatılı Pansiyonuna nakille,1970 yılı Bursa İmam-Hatip Okulundan mezun oldum. Tevafuk bu ya..İlkokul  son sınıf ve lise son sınıfı başladığım okulların dışında bitirmiş oluyordum.

 Aynı yıl mecburi hizmetimin ifası için Kütahya merkez İstasyon Camiinde İmam-Hatip görevine başladım. 1971 yılı İzmir Yüksek İslam Enstitüsüne girdim ve 1975 yılı mezun oldum. 1975 yılında Uşak Eşme Lisesi Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni olarak göreve başladım. Altı ay sonra yönetici oldum. 1977 yılı Tuzla Yedek Subay Piyade Okulunda askerlik eğitimine başladım. Dört ay temel eğitimden sonra Zonguldak Ereğli Deniz Piyade Taburunda asteğmen olarak göreve başladım ve teğmen olarak 1779 yılında teskeremi aldım. Aynı tabura 1985 yılı Seferi Görev Emri gereği çağrıldım ve üsteğmen olarak görevimi ifa ettim.

 1979 yılı Kastamonu İmam-Hatip Okuluna Meslek Dersleri Öğretmeni olarak göreve başladım. Altı ay sonra isteğim olmadan taltifen Cide İmam Hatip Okuluna çıkan Okul Müdürlüğü kararnamesini iptal ettirerek İnebolu İmam- Hatip lisesinde görevime devam ettim.  Kısa bir zaman sonra da aynı okulda yöneticiliğe başladım.

 Bu arada ilk görev yerim Eşmeye iki çocuğumla gitmiştim. 1984 yılı Kütahya İmam-Hatip Lisesine tayinle göreve başladığımda dört çocuğumla gelmiştim. Kütahya’da 5 çocuklu bir aile olduk. 4 erkek, 1 kızım ülke hizmetindeler şükür. Kızım rehber öğretmeni. Oğullarımdan en büyüğü Ahmet Kütahya SBÜ Mühendis fakültesinde bilgisayar mühendisi, Dekan yardımcısı. Erdem Bilgisayar müh. Sezai Makina Müh. Burak avukatlık yapıyor. Allah hepsinin analı babalı sağlıklı afiyetle ömürlerini versin. Şimdilik: 8 erkek, 2 kız 10 torun dedesiyim ve vakitlerimin çoğunu ciğerparelerimizle geçiriyorum.




Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *