BARIŞ…

1485

Barış/sulh/hazar, savaş hâlinin bitmesi ve bunun bir anlaşma ile belirtilmesi durumu… Barışın tesisi, zafer kazanılmasına ve mağlup olunmasına bağlı olmamalı… İslâm’ın etimolojisini yapan ilk âlimlerden İbn Kuteybe ‘islâm’ sözcüğünü boyun eğmek ve iradî olarak uymak suretiyle barış ortamına girmek, İbn Manzûr da boyun eğmek (inkıyâd) ve itaat etmek şeklinde açıklamış… Aynı kökten gelen ‘silm’ kelimesi barış, güven ve huzur; ‘selam’ kelimesi ise, mutluluk, esenlik ve güven mânâsında… Dünya Barış Gününde (1 Eylül) barışın ve huzurun taraftarı olmak ve barışı ve huzuru korumak bilincini yaygınlaştırmayı görev bilelim ve gereğini her dâim yerine getirelim… Kadim medeniyet değerlerimizin mihenk taşıdır barış… Dar mânâda barış, savaşsızlık hâli demek… Uyum, karşılıklı anlayış ve hoşgörü ile oluşturulan ortamdır barış… Hem bireysel hem toplumsal ilişkilerimizin ve davranışlarımızın karşılıklı anlayış ve hoşgörü ilkeleri üzerine konuşlandırılmasıdır barış… Barış, kardeşçe yaşamadır… Barışın nasıl olacağının en güzel cevabı asr-ı saadet dönemidir… Herkesin birbirleriyle ve tabiatla uyum içinde yaşadıkları dönem… Barışta saldırmamak, şiddet kullanmamak ve korku duymamak esastır… İslâmın insanlığa getirdiği mesaj, barış ve huzuru, en geniş anlamıyla ortaya koymakta… Buna göre güçsüz, yoksul, yetim-öksüz, dul, mazlum, devletin güvencesinde barış ve huzur içinde yaşar… Bu anlayışın gereği olarak, yöneten, sırtında yoksula nevâle taşır; kurdun kaçırdığı koyunun hesabı devletten sorulur; çalışan, işveren ile aynı sofraya oturur; çalışana hak ettiği alın teri kurumadan verilir; mülkiyet, haysiyet ve ırz korunur… Bu anlayış yelpazesinde, soy renk vb. hâkimiyetlere fırsat verilemez; güven içinde olunur…  Neticede sosyal barış, iş barışı, siyasî barış, aile barışı ve huzur sağlanır…

Kaynak tostunun tadını bilen bilir… Bilen bilir, kendini işe kaptırıp acıktığında tost makinası yoksa kaynak makinesi ile tost yapan bir kaynakçının yaptığı tostun tadını… Yenilen tostun lezzeti, emeğin ve alın terinin harmanlandığı, açlığın bastırıldığı ve lokmanın paylaşıldığı anda belli olur… Azığın paylaşıldığında, açık sofraya tanrı misafiri olunduğunda, ikrâma kaynak olunduğunda anlaşılır kaynak tostunun lezzeti…   Kaynak tostu, olur olmaz zamanda kaynak olan dosttan (gerçek dost olmayandan) farklı elbette… Birini yersiniz, birini yer görünürsünüz… Kaynak olan sözde dost, doğru etkili etkin iletişim kanallarında her an ark ve kısa devre yapabilir…  Kaynak olan sözde dost, barış vetiresinin/sürecinin kesintiye uğramasında en büyük âmillerden biri… Sürdürülebilir barışın tesisi, emek gerektirir; barışın korunması ise özveri ve gerçek dosta sahip olmayı gerektirir…  

Âlemde her şey, birbirine sevgi bağıyla bağlı… Atom çekirdeğinden galaksilere kadar her şey, sevgi mihveri etrafında hayatiyetini devam ettirir… Sevginin nefrete dönüştüğü ahvâlde, kâinattaki düzen kaosa fitneye anarşiye ve zulme dönüşür… Barışın egemen olması için fert ve toplumda sevgiyi, kardeşliği, güveni, hakkı-adaleti, hoşgörüyü hâkim kılmalıyız… “Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin olsun ki, iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olamazsınız.” (Hadis-i Şerif)… “Sevdiklerinize gül verin; gülünüz yoksa gülüverin…” (Hz. Mevlana) sözünün her birimize rehber olması mühim… Barışa ulaşabilmede sabırlı, gayretli, azimli ve tedbirli olmalıyız… Barış gülümsemeyle başlar; tedbirle, bilgiyle ve savunma gücüyle sürdürülebilir. “Barış her şeyi hazmeden mutluluktur.” (Victor Hugo)… Barışın en kötüsü, savaşın en iyisinden daha iyidir… Ancak bilmeliyiz ki kendimizden başka hiçbir kimse, bize barışı getiremez… Bu sebeple nefsimizle (en zararlı sinsi ve iç düşmanımızla) savaşarak (cihat ederek) gerçek barışı biz bize getirebiliriz… Kendimizle barışık olmadan, ictimaî barışı sağlamak gayri mümkün… Barış içinde yaşayalım; çocuklarımız uzun ve sağlıklı yaşasınlar ve bizi huzurla toprağa versinler… Aksi takdirde bizler çocuklarımızı toprağa vermek zorunda kalırız; evlat acısıyla hayatımızın her anını savaşa dönüştürürüz… Elbette barışmak savaşmaktan daha meşakkatli… Zahmetsiz rahmet olmaz… Barışın bir bedeli var… Savaşa her daim hazır olmak… Bu yüzden ülke olarak savunma sistemlerimizin çok iyi olması lâzım… Nefsimizle olan savaşa hazır olabilmek için de kadim medeniyet değerlerimizle ve en modern bilgiyle-teknolojiyle donanımlı olmamız gerekmekte… Öfke stres kontrolünde ve iletişim becerilerinde çok iyi olmamız lâzım… Savaşarak sorunların üstesinden gelmek marifet değil; marifet, etkili ve doğru iletişimi ve barışı tercih etmektir… Bilgiye gayrete cesarete ve fedakârlığa ihtiyacımız var barışı temin etmek için…

Savaşların iç ve dış diye ayrıştırılması facia… Savaşın her halinde insanlık katledilir… “En kötü barış, en haklı savaştan daha iyidir.” (Cicero)… Renk, ırk, din, dil farklılığı çatışmalara sebep teşkil etmemeli… Farklılıklarımız insanların birbirleriyle münasebetlerinde çok gerekli sosyal bir zenginlik aslında… Barışın en kötüsü bile kayıp değildir; yeter ki barış sürecinde birey ve toplum olarak nefes alabilelim ve çabalarımızı sevgiyle merhametle bilgiyle irfanla güçlendirelim… Barışa giden yolu aramak boşuna çaba sarf etmek… İnsan olabilmenin, insan kalabilmenin yolu zaten barış… Kavga, çatışma, savaş çözüm olamaz; problemlerin savaşın nihayetinde bile hep barış var… Sonucu belli olan anlaşmazlık sürecinin başı savaş olmamalı; sürecin başı da sonu da barış olmalı… Anlaşma ve uyum olunca, barış olunca verimlilik ve ürün elde edilir… Toprak su hava birbiriyle çatışsa sonuç kaos/kargaşa olacaktır… İnsan olarak bu bilinçle savaşın değil, barışın tarafında, sathında ve safında yer almak şuurunda olmamız önemli… Sopa, savaş ve kavga âleti de olabilir; barışın sürdürülebilirliğinin ve özgürlüğümüzün simgesi bayrağımızın direği de olabilir… Tercihimiz sopayı nasıl kullanacağımızla alâkalı… Savaşların, çocukların kavgasından farkı, anlaşmazlıkların yaşı büyük olanlar / yetişkinler tarafından at gözlükleri takılarak sürdürülüyor olmasıdır sadece…  

Dünya Okuma Yazma Gününde (8 Eylül) “savaşları sadece okuyarak yazarak yapalım; barışı yaşayarak hâkim kılalım” anlayışını idrak edelim…  Bilelim ki gönül insanı, barıştırır; nefsinin arzusuna köle olan karıştırır; çıkarcı kişi, iki kimsenin arasını açar, anlaşmalarına engel olur; insan olan kişi ise arabuluculuk yapar, anlaşmalarına ve barış yapmalarına yardım eder… Selam, sevgi ve saygılarımla.




Leave a Reply

Your email address will not be published.