KALP, BEYİN, DİL ve KALEM…              

1522

Aklımızın ve kalbimizin müşterek sesini dinlemek ve sonrasında dillendirmek belki en doğru olanı… Beyin-gönül fırtınasından süzülen kazanımlar ile yol aldığımızda insan olabilmek ve insan kalabilmek mümkün… Kalbimizden dilimize yansıyanlar ve aklımızdan dilimize dökülenler örtüşmedikçe doğru çizgide davranışlar sergileyebilmemiz çok su götürür… “Kalpten kalbe bir yol vardır” diye hislerimize teslim olmak ne kadar doğru? Duygularımızı akıl süzgecinden geçirmeden söz ya da yazı halinde muhatabımıza aktarmak iletişim kopukluğuna, iletişim fâciasına sebep olabilir… Kalp, beyin, dil ve kalem… Kalbimiz, beynimize dilimize merhâmet üflemeli… Beynimiz, kalbimize dilimize fikir ile hükmetmeli… Dilimiz ve kalemimiz kalbimize beynimize güzel üslup ile elçilik etmeli…

Hayatımız kâinatın bir özeti… Bilincimiz ve duygularımız hayatımızın göstergesi… Aklımız, bilincimizin – duygularımızın varlığımızdaki aksi… İletişim dilimiz, beden dilimiz ve kalem… Böylesi bir yaklaşımda, tecrübenin de iletişimin kalkanı olduğu durumda, kalp, beyin, dil, kalem birlikteliği daha işlevsel olacaktır… Tecrübeden/deneyimden bilgece yararlanmak, zaman kaybı değil… Tecrübe, ruhun, kalbin ilacı, aklın hocası, düşüncenin de rehberi… Tecrübe ile kalbimizi, aklımızı, dilimizi iyi kullanabiliriz ve vazifelerimizi iyi bir şekilde yerine getirebiliriz…  Ne yazık ki tecrübelerimizle bildiğimiz bir gerçek ise hiç kimsenin tecrübelerden yeterince ders alamadığıdır… Tabii bu tecrübe kapasitemizle alâkalı… Kazanım haline gelen tecrübelerimiz, ölçü ile yapılan giysilerimiz gibi aslında; sadece tecrübeyi yaşadığımızda bize faydalı… Tecrübesiz akıl ile bir işi becerebilmemiz oldukça zor olabilir… Bu bağlamda akıllıca olan, işimizde, hayatımızın her bir kısmında güçlükleri aşarken başkalarının tecrübelerinden istifâde ederek yürümeye çalışmak olmalı… “Başkalarının acılarından, geçmiş felaketlerden ders alanlar, gerçekten mutlu kimselerdir.” (Hz. Ali)… “Acaba dünyada, başkalarının tecrübelerinden istifâde edecek kadar akıllı bir insan var mıdır?” (Voltaire)… Yine de kendi kendimize kazandığımız tecrübeler, bize en iyi yardımcı olanlardır… Bize ait tecrübeler, üçüncü gözümüzle gönül penceremizden bakılarak kararlar haline dönüştüğünde yaşadıklarımızı, yaşayacaklarımızı mutluluk hâline dönüştürebiliriz… Bununla birlikte, sadece yaşamış ve yapmış olduklarımızdan değil, kaçındığımız işlerden de sorumlu olduğumuzu unutmayalım… Ders almasak da, mâlum, bozuk saat bile günde iki defa doğruyu gösterir… Dilimizin döndüğü kadar beynimizden kalbimizden dökülenleri ve bilebildiklerimizi kaleme havâle edelim…

Keşki Dünya Akıl Etme ve İrade Gününü (5 Eylül), Dünya Kalp Gününü (29 Eylül) ve Dünya Ruh Sağlığı Gününü (10 Ekim) aynı günde idrâk etmeyi düşünebilseydik… Beynimiz ve kalbimiz arasındaki köprü önemli… “Fikir, kalpten aldığı hızla ilerler.” (Konfüçyüs/Confucius)… Kirli olduğunu düşündüğümüz beynimizi ve kalbimizi yıkamanın yollarını bilen var mı? Ya da kalbi ve beyni hep temiz olan ve temiz kalan? Aklımızı ve kalbimizi kullanmak veya kullanamamak meselesi…  Aklımızı, kalbimizi kapasitesinin sonuna kadar kullanmaya çalışmamız önemli… Aklımızla insan oluruz; aklımız yoksa diğer varlıklar gibi hiçbir şekilde mesul ve mükellef de olmayız… Kalbimiz ile insanca davranabiliriz; kalbimiz karardığında-kirlendiğinde insan kalamayız… “Benim kalbim temiz” ucuz yaklaşımı, elinle-dilinle-kalbinle gereğini yerine getirme anlayışı olan fiilî dualardan kaçmanın yolu… Akıl sahibi olalım ki îman edebilelim ve hayâlı davranabilelim… Baştan akıl gidince kalbimiz ve dilimiz ne işe yarar? Hak buyruğuna kulak verelim: “Düşünmez misiniz?” (Hûd, 30; Mü’minun 85), “Akıl erdirmez misiniz, aklınızı çalıştırmaz mısınız?” (Hûd, 51; Mü’minun, 80), “Hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın şeyin peşine düşme. Çünkü kulak, göz ve gönül, bunların hepsi yaptıklarından sorumludur.” (İsrâ / 36. Ayet)…

İhtiyacımız olan, beynimizi, kalbimizi ve dilimizi doğru ve etkin çalıştırmak… Akıl/ruh, kalp sağlımız ve dilimiz… Bizi biz yapan bu üç kıymetimiz… “İnsan beyni değirmen taşına benzer. İçine yeni bir şeyler atmazsanız kendi kendini öğütür durur.” (İbn-i Haldun)… Beynimiz[1]  % 78’i sudan, % 10’u yağdan ve % 8’i de proteinden yaratılmış 100 milyar sinir hücresi (nöron) ve trilyonlarca “glia” denilen destek hücrelerinden ibaret olup ağırlığı kişiden kişiye değişen yaklaşık 1200 gram ağırlığında olan, küflü peynir gibi kokan, yapışkan, hacmi ve şekli ortalama büyüklükte bir karnabahara bezeyen, dokuları sert jöle gibi olan uzvumuz… Beynimiz, kafa içi boşluğunu dolduran, üç kat beyin zarı ile örtülü, beyaza yakın gri renkli, iki yarıküreden oluşan üzeri girintili (suklus) çıkıntılı (girus) organımız… Beynimizin sağ yarım küresi, vücudumuzun sol tarafını; sol yarım küresi de vücudumuzun sağ tarafını yönetmekte… Vücut ağırlığımızın % 2’sini kapsayan beynimiz, kanın ve oksijenin % 20’sini kullanmakta… Beynimiz, dakikada yarım litre kana ihtiyaç duymakta… Beynimize sürekli kan gelmek zorunda… Eğer kan gelmezse bilincimiz hemen yok olmakta ve beş dakika içinde geri dönüşü olmayan hasar meydana gelmekte… Vücudumuzdaki birçok sistemin kontrolü beynimiz tarafından sağlanmakta… Beynimiz devre dışı kalırsa, yani beyin ölümü olursa kas kontrolü yok olmakta; solunum durmakta ve tüm reflekslerimiz kaybolmakta; kısa süre içerisinde kalbimizin çalışması da durmakta… Hülâsa, beynimizin ölmesi, tıbben ölmemiz demek… Kalbimiz[2], koniye benzemekte, yumruğumuz büyüklüğünde olup yetişkin kadında ortalama 200- 280 gram, yetişkin erkekte 250 -390 gr ağırlığında… Kalbimiz, göğüs boşluğunda iki akciğer arasında ve göğüs kemiğinin arkasında diyafram kası üzerinde 4. 5. ve 6. kaburgaların arka yüzünde, üçte ikisi orta çizginin solunda, üçte biri sağında yer alan kas dokusundan yaratılmış… Kalbimiz, anlama, kavrama, düşünme vb. şeylerin hakikatini bilmemizi sağlayan, bizi biz yapan ve diğer canlılardan ayıran temel niteliğimiz… Hakk’ın buyruğu: “Kalpleri var ama onunla bir şey anlamıyorlar” (el-A‘râf, 7/179); “Akletmek için onlarda kalp yok mu?” (el-Hac 22/46); “Kalbi olanlar için bunda öğüt vardır” (Kāf 50/37)… Dilimiz, tat almamızı sağlayan, ağzımıza aldığımız besinlerin ağız içerisinde çevrilmesine, çiğnenmesine, öğütülmesine ve ağız içerisinde çiğnenen besinlerin yutulup mideye gönderilmesine yardımcı olan uzvumuz… Dilimizin üzerinde 8 tane kas ve yaklaşık 2000-10000 arasında tat tomurcuğu bulunmakta… Dilimiz sayesinde, konuşabilmek için gerekli sesleri çıkarabilmekteyiz… Dilimizin cirmi (cismi, hacmi) küçük, cürmü (suçu) büyük… Dilin kemiği yok… “Dil ile düğümlenen, diş ile çözülmez.” (Kaşgarlı Mahmut)…

“Kalp deniz, dil kıyıdır. Denizde ne varsa kıyıya o vurur.” (Hz. Mevlana)… Bilim atom bombasını üretti, fakat asıl kötülük insanların beyinlerinde ve kalplerindedir.” (Albert Einstein)… Sözün özü, kalp bozulunca, akıl fukara dil ukalâ kalem doğru yazmaz olur… Selam, sevgi ve saygılarımla.

——————————————   

[1]  https://hipokampusakademi.com/beynin-yapisi-ve-islevleri-nelerdir/

[2]  https://www.ilkyardimsertifikasi.org/kalbin-yapisi-ve-islevi.html

Zafer NEFER, 23.09.2022 14.04, Kütahya




Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *