FASARYA…

1318

Hesap kitap yapıp gereğini yapmalı insan… Hesabını kitabını bilmeli insan, hep insan kalmayı bilmeli insan; mağdur olsa da olmasa da… Atalanmak ve atanmak arasında kalsa da… Ucuz yaklaşımlara geçit veren haksızlık ve eşitliksiz üzerine konuşlandırılan geçim derdinin üstesinden gelmenin ilacı, günübirlik yaklaşımlarla yazılan reçetelerde yazılmaz… Umudunu ve iş bulmayı, devlete atanmaya bağlayan kolaycı zihniyetlerle toplum bir adım ileriye gitmez… Mesele kaliteli olmak meselesi… Özel sektörde çalışırken gösterilen performansın devlete kapak atınca dibe vurmasının nedeni başka nasıl izah edilebilir? Bunu farklı farklı açıklamanın âlemi yok… Yüzüstü sürünen sadece Sakarya mı? Ne desek boş, gerisi fasarya… Fasarya (Yunanca, fasaría φασαρία, keşmekeş, kargaşa, kavga) sözcüğünden alıntı… Fasarya (argo), boşa kürek çekmek, anlamında kullanılan bir ifade… Fasarya, gereksiz yere çaba harcamak, sonuç alamadan çaba sarf etmek mânâsında… Fasarya, ‘faso fiso’, ‘martaval’ ve ‘terane’ sözcüklerinin usturuplu (derli toplu, düzenli, ustalıklı, uygun) hâli… Fasa fiso, değer ve önemi olmayan, boş şey veya söz… Martaval; yave, maval, laf-ı güzaf, lakırdı, türrehat (beyhude ve anlamsız sözler), fasarya… Martaval; yalan, saçma sapan laf, boş söz, aslı astarı olmayan sözler, asparagas (şişirme) haber anlamında… Terane; melodi, makam, nağme, ahenk, usûl, ezgi, neva, peşrev, armoni, teganni… Terane (Farsça, tarana); gürültü çıkarmak, ses, seslenmek; bir şiiri ya da şarkıyı makamla okumak, rubai; klişe ve lakırdı mânâsında…

Fasarya hayatlar ve fasarya insanlar… “İnsanların yüzde doksanı yaşamazlar, sadece vardırlar”(Oscar Wilde)… Fasarya, ne kadar uğraşsak da, istediklerimizi yapamadığımız hayat serüvenimiz… Fasarya, hayatımızın boşa akıp gitmesi… Haldun Taner’in 1952’de kaleme aldığı, ‘Fasarya’ adlı hikâyesindeki Kâzım (Fasarya) gibi… Hikâyenin kahramanı Fasarya, toplum içinde gereksiz görülen biri… Fasarya, mahallenin en dayanıklısı  olmasına rağmen, futbol oyunlarının vazgeçilmez yedeğidir her zaman… Bir gün takımda oynadığında, kendini çok yormayan mebus oğlu Ercüment kadar değerli görülmeyen biridir Fasarya… Maç kaybedilince ilk suçlanan ise hep Fasarya’dır.  olur. Fasarya, bir kızı sevdiğinde de, kızın ihanetine uğrayandır… Fasarya’nın hayatı, mahalledeki futbol takımımın maç sonucu gibidir her zaman… Fasarya’nın hayatı, ‘Fasarya’nın Yalova Sefası’, ‘Fasarya Hücumbotunda’, ‘Fasarya Gece Bekçisi’, ‘Fasarya Tunus’ta’, ‘Fasarya Evleniyor’ vs. gibi fasarya serisinden ibarettir… Kim Sakarya, kim Fasarya? Yüzüstü sürünen bir Sakarya var (Sakarya şiiri, Necip Fazıl Kısakürek)… Gerçekte ise, yüzüstü sürünen hep içimizden biri olan Fasarya’dır, Sakarya değil… Fasarya, her gün işe giderken gördüğümüz adamdır; komşumuzdur, arkadaşımızdır, garibandır… Fasarya’yı her yerde görmek mümkün… Fasarya, aslında kendimiz dışında etiketlediğimiz, ondan geçindiğimiz, kendimiz olan kişiliğimizin birilerindeki yansımasıdır, birilerine yüklediğimiz kendi hayatımızımdır… Gerçek fasarya bu…

Fasarya, atalanmanın görünen formatı… Atalanmak, günlük konuşmalarda, emek veya fırsatların boşa harcanması, değerlerin yitirilmesi anlamında kullanılan bir tâbir… Fasarya ve atalanmak… Fasarya bir hayatın, atalanmanın, bir fırsatın veya potansiyelin gereksiz yere kaybedilmesinin tek açıklaması bu… Fasarya ve atalanmak, bir iş veya çaba sonucunda elde edilebilecek kazançların veya avantajların kaybedilmesidir… Birinin, yeteneklerini kullanarak elde edebileceği başarıları veya fırsatları değerlendirmeyip boşa harcadığında düştüğü durumdur bu… Fasarya bir hayatı, kıvırtılmış hâli, atalanmaktır… Kısacası, bir kimsenin, kendisinin hep atalandığını söylemesi, potansiyelinin heba edildiğini yakınmasıdır… Fasarya olmak, hikâye olmak ve atalanmak… Günümüzün hızla değişen iş dünyasında, atanmak ve atalanmak, hayatımızın maskesiz ahvâli… İşçi de olsak, memur da olsak, âmir de olsak, vali de olsak, hâlimiz içten haykırdığımız bir ‘ah’dan vahtan başka ne olabilir ki? Atanan, liyakatli olduğunda güzel… Atalanan, liyakatli olduğunda, her şey fasarya…

Bir başka fasarya da var!Işık hızını aşarak seyahat eden teorik bir uzay aracı olan fasarya… Fasarya, Nobel ödüllü fizikçi Albert Einstein‘ın izafiyet teorisine (özel görelilik kuramına) dayanmakta… Einstein’a göre, bir nesne ışık hızına yaklaştıkça, kütlesi artar ve uzay-zamanın bükülmesi gibi etkiler ortaya çıkmakta… Fasarya fikri, bu etkileri kullanarak uzay-zamanın bükülmesi yoluyla uzayda daha hızlı seyahat etmeyi amaçlamakta ve bu konsept teorik ve pratikte birçok teknik ve fiziksel zorluk içermekte… Bugüne kadar, ışık hızını aşan seyahat gerçekleştirilmiş değil… Bu ışık hızını aşarak seyahat eden teorik bir uzay aracı olan fasarya’dan daha ilginç olanı ise, Albert Einstein’ın 1922 yılında Japonya’da Tokyo’daki Imperial Oteli’nde iken bir garsona ya da kuryeye bahşiş vermek istediğinde kabul edilmeyen bahşişin yerine, garsona/kuryeye yazıp verdiği, daha değerli ve anlamlı Almanca iki notu…  Albert Einstein’ın yazdığında fasarya gibi gözüken iki notu… Garson/kurye, bahşiş yerine verilen iki notu alıyor ve Albert Einstein’ın kendisine yaptığı tembih nedeniyle iki notu günümüze kadar saklıyor… Albert Einstein’ın yazdığı iki not, ‘mutluluğun formülü’ hakkında… Kim bilir, belki de, bu iki not, izafiyet teorisinden bile çok daha değerli… Birinci not: “Sakin ve mütevazı bir yaşam, başarı peşinde koşmanın neden olduğu daimi huzursuzluktan çok daha fazla mutluluk getirir.”… İkinci not: “İstek varsa varsa mutlaka bir yol da vardır.”… Aradan yıllar geçiyor ve Japon garsonun/kuryenin yeğeni tarafından bu iki not Kudüs’teki açık artırmada satışa çıkarılıyor ve ilk not, 1,56 milyon dolara; ikinci not 240 bin dolara satılıyor (https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-41744469)…

Fasarya, bir bakıma sahtelikler üzerine konuşturulan hayatın enkaza dönüşmüş, foslamış son ahvâli… Değeri olan bir şeyin, değmedik toslamadık yerinin kalmamasıdır fasarya… Hafıza kartımızın, kredi kartımızın limitinin yıpratılıp kullanılamaz hâle gelmesidir fasarya… ‘Vatan, Millet, Sakarya’ söylemlerinin, sloganlarla kirletilmesi… Neme lâzımcılığın tavan yapmış çıktısı… Benliğimizi yitirdiğimiz durumun, toplumsal davranamadığımız durumun göstergesi… Fasarya… Fasarya, paryaya diş geçiremez…  “Vicdan azabına eş, kayna kayna Sakarya; öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya! (Necip Fazıl Kısakürek)… Fasarya, angaryanın hüküm sürdüğü yerde de hükümsüz kalmaya mahkûm… “Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya; yüzüstü çok süründün, ayağa kalk, Sakarya!” (Necip Fazıl Kısakürek)… Fasarya, ‘faso fiso’ demenin nezaketle söylenmiş biçimi… Faso fiso,  hiçbir önemi ve değeri olmayan, beş para etmez, üzerinde durmaya değmez, boş (şey ya da söz)…

Leb demeden ‘leblebi’ bir yana… Fasarya bir yana… Sapmadan sağa sola, velhasıl kelâm sözün özü beyinlere-gönüllere yazıla… Hangi fasarya? Hangi Sakarya? Ahh, ‘Sen var ya, sen’ diyemedikçe; kendimize gelemedikçe, kendimiz olamadıkça, aklımıza, gönlümüze mukayyet olamadıkça, her bir şey fasarya… Selam, sevgi ve saygılarımla.




Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *