BACASIZ FABRİKALAR DPÜ-KSBÜ

500

     Kütahya ekonomisini ve özellikle esnafları diri tutan  ana unsurlarımızdan biri olan eğitim camiası ve yine 60 bin den fazla öğrencisi ile ÜNİVERSİTELERİMİZ dir.  60 bin öğrencinin yanı sıra personeli ile ne denli büyük bir potansiyel olduğu aşikar, hele yaz aylarında okul lar kapanınca esnafın işlerinin azalması ve serzenişleri ile hakikat olduğu bir gerçek.    

     1992 yılında Rahmetli Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel in onayı ile dönemin Milletvekilleri rahmetli İsmail Karakuyu ve Mehmet Korkmaz tarafından verilen kanun teklifi ile yasalaşıp 1992 yılında akademik faailiyete geçen DUMLUPINAR ÜNİVERSİTESİ ile başlayan süreç geçtiğimiz yıllarda bünyesinde bulunan Tıp fakültesinin üniversiteye dönüşmesi ile Kütahya SAĞLIK BİLİMLERİ Üniversitesi olması ile ilimizde iki üniversite   eğitim vermekte.

     Baktığımızda ilimize kattığı artılar tartışılmaz haldedir. Bu nedenle üniversitelerimize BACASIZ Fabrika demek gerekir. OSB lerde bile bu kadar çok istihdam olmazken üniversite öğrencilerinin ve personelinin yaptığı girdiyi varın siz hesaplayın. Öğrencilerin eğitim görürken harcadığı paralar personelin maaşları ile bu potansiyel daha da artmakta. Yani ortaya devasa bir bütçe çıkmakta.  Yine bu ortamda öğrencilerin ödediği kira geliri apayrı bir değer.  Bu rakamı hesaplayacak bir babayiğit varsa gelsin beri , işte bu nedenle bacasız fabrika değimini hak etmekte.

    Şimdi bu tespitlerden sonra sadede gelelim. Bu ekonomik değeri bize katan Üniversitelerimiz ile ne denli iyi geçinmekteyiz. Nedenli kıymetini bilmekteyiz bunu hem kendimize hem de kamu oyuna sormak gerek.  Bizler üniversitenin bilimsel destekli konularından ne kadar yararlanıyoruz, iş dünyası bu nimet ile onların ARGE çalışmalarına ortak oluyor mu ve diyalog kuruyor mu, Kütso bu nimet ile ne denli barışık çalışıyor. Diğer yandan Ev sahipleri öğrencileri sağmal inek görmeyip afaki rakamlarla öğrencileri boğuyor mu yada onlara kolaylık mı sağlıyor soruyorum. Esnaflar iş yerlerinde öğreniciye nasıl davranıyor, özellikle yeme içme sektörü öğrenciye indirim yapıyor mu yada onları kümesteki kaz olarak görmüyor mu , Belediyemiz öğrenci taşıma ücretleri makul yapıyor mu, yurtlardaki yaşam kalitesi ne kadar olumlu bunu sağlıyor muyuz. İşte bu manzumeleri kendimize ve kamu oyuna sormadan geçmemek lazım. Yani biz bu bacasız fabrikayı seviyor muyuz yoksa yolmaya devam mı ediyoruz. Sorunun temeli bu.

    Öğrenci rahat olduğu ve sosyal yaşamı güçlü şehirleri tercih eder. Eğitim kalitesi kadar sosyal hayatta öğrencileri yakından ilgilendirir. Biz öğrencilerin barınma konusu kadar sosyal hayatına yaklaşımı gözden geçirmeliyiz. Onların genç olarak eğlenmeye, dinlenmeye , sinema , tiyatro kültürel etkinliklere yatkınlığı olduğunu bilip öğrenciye yönelik sosyal donatı alanlarını çoğaltmadıkça daha çok şikayet ederiz öğrenciler Eskişehir e eğlenmeye gidiyor demek yerine biz dışarı gitmeden eğlendirelim yönüne eğilmek zorundayız. Genç nesil bunlar bizim ile kuşak farkı olduğunu anlayıp tutucu olmak yerine anlayışlı olmayı seçmek zorundayız. Bu nedenle sosyal hayat çok, çok önemli .

    Bizim artık yarınlarda daha da büyüyecek olan üniversitelerimizin kıymetini bilmek zorunluluğumuz var ve bunu bir an önce hayata geçirmemiz lazım. Siyasilerimizin , bürokratlarımızın, ev sahiplerinin, yurt sahiplerinin, Kütso nun, Esnafın kısacası halkımızın öğrenciye ve üniversiteye yaklaşımını gözden geçirmesi elzemdir.  Altın yumurtlayan tavuğun kıymeti anlaşılmalıdır.




Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *