“HAZAN VURDU GÖNLÜMÜ”

480

 Benim değil zahmet edip yazıyı okursanız kimin olduğunu hatırlayanınız çıkabilir. Zira o gündemin adamı değil şiirleriyle gönüllerde yer edinmenin derdinde olan biri. Günümüzde mebzul miktarda şiir yazan var amma şairlik payesi kazananı çok az. Şiire gereken önem verilmeyince ülkece tanınan şairler yetiştiremiyoruz. Ferdi gayret olmazsa haberimiz olmayacak. Bu konuda biz basın mensupları da masum değiliz çünkü şehrimizde hiçbir gazetenin kültür-sanat sayfası yok. Bizimde bir nebze katkımız olsun düşüncesiyle köşemizi iki günlüğüne bu mevzuya ayırdık.

 Bugün köşemizin misafiri bu şairler yurdunun bağrından neşet etmiş, şiirleriyle hizmet etmeyi şiar edinmiş kelamı ve kalemi pak Kütahya sevdalısı bir naif yürek.

 Yazdığı ilk kitabına “Hazan Vurdu Gönlümü ” şiirinin adını veren şairimiz muhabbetiyle ılgıt ılgıt esen seher yelleri

gibi yürekleri ısıtan bir gönül insanı. Ozanlığı ile ortamı bozanlardan değil sevgi ve saygıyı öğütleyen tevazu ehli hemşerimizi tanıtarak sohbetimize başlayalım.

  Sizi kısaca tanıyabilirmiyiz?

 Ben Halil Arıkan Kütahya’nın Merkez Kırgıllı köyünde 1952 yılında dünyaya gelmişim. İkizler sülalesinden Hüseyin ve Havva çiftinin ilk çocuğuyum. Evli 6 çocuk,13 torun ve bu torunlardan 2 çocuk sahibi bir dedeyim. Kütahya’da yaşıyorum ve inşaat taşeronluğu yapıyorum.

  Sayın Arıkan bize hayat öykünüzden bahseder misiniz?

 Önce hiç unutmadığın en acılı ve zorlu yıllarımı anlatayım. Beş ay arayla evimizden iki cenaze çıkmıştı. Dedemin 1958 Kasım ayında, annemin 1959 Nisan ayında vefat etmeleri evimizin ekonomik durumunun bozulmasına, yıldan yıla gerilemesine sebep oldu. Bu nedenle İlkokuldan sonra çok arzu etmeme rağmen devam etme imkânım olmadı. Rızkımızı temin etmek için erken yaşta15 yaşında günde 16 kilometre yolu kar-kış demeden yürüyerek bir elektrik firmasında usta yardımcısı olarak çalıştım. Firmanın buradaki işi bitince köyde çobanlık yaptım. Daha sonra termik santralı kurulurken bir elektrik firmasında çalışırken askere gittim. Askerliğim sonrasında Kütahya porselende çalışırken istifa edip inşaat ustalığına başladım. Yaş ilerleyince tarım ve hayvancılık işlerine başladım ve halen devam etmekteyim.

 Bu kadar meşakkatli bir yaşamın içinde şiir yazmaya ne zaman nasıl başladınız?

 Şiir yazmaya başladığımdan öncesinden başlayayım. Bir deyim vardır şair olunmaz şair doğulur diye. Bende buna inanıyorum çünkü doğru bir söz. 5-6 yaşlarımda evimize gelen bir dilenci ( Abdala) ilahi söylersen öyle hayır veririz dediler o da söyledi. Bir sefer dinlememe rağmen ben onu ezberledim ve o gidince okumaya başladım. Tabii evdekiler hayret ettiler. İlkokula bir ekimde başladım 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı etkinliğinde köy meydanında şiir okudum. İlkokul birinci sınıftan beşinci sınıfa kadar her 23 Nisan ve 29 Ekim etkinliklerinde şiirler okudum. Hayatımızı idame ettirmek için çalışmaya başlayınca ilk maaşımla Köroğlu ve daha sonra Karacaoğlan kitaplarını aldım ve defalarca okudum.13-14 yaşlarımda yazdığım ilk şiirimi arkadaşlarla türkü söylerken bu şiirimi türkü olarak söyledim. Bundan sonra arkadaşlarımın bana aşık diye hitap etmesi büyüklerin len kime aşığmış bu gibi sözleriyle alaya almaları sonucu utancımdan bir daha yazdığım şiirleri ne dostlarla paylaştım nede bir köşeye koydum. Birkaç kere okuyup attım ya da isim yazmadan ağaçların dallarına taktım. Otuz yaşından sonra şiirlerimi kaydetmeye başladım. İlk kaydettiğim şiirim karanlık bir gece porselen fabrikasından çıkıp köye giderken bulutlu bir havada içime dökülen nameleri tekrar tekrar okuyarak eve vardığımda deftere kaydettim. Sanki yerler matem tutmuş hiç sesin çıkartmıyor, Sanki gök yere küsmüş yıldızlar bile göz kırpmıyor diye başlayıp yazdığım bir şiirim idi. 




Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *