DUMURA UĞRAMAK…

1052

Dumur (Arapça), zayıflık, zayıflama, bir organın beslenemeyerek küçülmesi, körelmesi, işlevini yitirmesi anlamında… Dumura uğramak, güçsüz düşmek, çökmek, yıkılmak mânâsında… Kim, ne zaman, hangi hâlde dumura uğrar? Bu, göreceli bir kavram… Birinin mutlu olduğu an, diğer birinin üzüntüye gark olduğu an da olabilir… Dumrul; Türk mitolojisinde efsanevi karakter… Deli Dumrul, Türk halk kültüründe bir kahraman… Dumrul; güçlü, cesur ve yiğit anlamında… Hazin olan durum, Dumrul’un dumura uğraması olsa gerek…

Sınav sonuçları açıklandığında, başarısız olduğunu görenin, dumura uğraması anlaşılır bir durum… Anlaşılamayan hâl ise, başarısız olunan ahvâlin göz ardı edilmesi… Hâlbuki yenilgi yeniği büyüyen zafer vardır, bilinçli olunduğunda her başarısızlığın arka planında… Bize verilen ummadığımız hediyeyi alınca çok seviniriz, ancak ederini duyunca dumura uğrarız… Dost bildiklerimizin ihanet ettiğini öğrenince dumura uğrarız ve konuşacak tek bir söz bulayız… Bazen, televizyonda seyrettiğimiz haber nedeniyle dumura uğrarız… Bazen, yapacağımız ve altında kalacağımızı düşündüğümüz görevler ve sorumluluklar sebebiyle dumura uğrarız… Çok güvendiklerimizin bizi aldattığınıbeklenmedik bir durum karşısında şaşırıp, sessiz kalmak veya ne yapacağını bilememek, olumsuz duyguya kapılmak veya tepki vermek, dumur etmeye mâruz kalmak, dumur etmek durumunda kalmak, körelmek, şoke olmak, şaşırmak demek… Dumura uğramak, kişinin hayâl kırıklığına, üzüntüye, korkuya, şoka veya öfkeye kapılmasına neden olan bir olayla karşılaşması durumu… Dumur etmek, zayıflamak, kandırdığını anlayınca dumura uğrarız, nutkumuz tutulur… Bütün bunlar vb. durumlar, beklenmedik durumlar karşısında şaşırıp, sessiz kalmak veya ne yapacağımızı bilememek demek… Dumura uğramak, dünya yansa umurunda olmayanlarla ilintili değil… Duygu yüklü olan, çok kolay dumura uğrar… Düşünce odaklı hareket edeni, dumura uğratmak gayrimümkün… Duygulu olmayı, duygusal olmakla karıştırmamak gerek… Duygularımız ve düşüncelerimiz, bizi biz yapan olmazsa olmazlarımız… Birinin eksikliği, yalpalamaya neden hâl… Sahip olduğumuz düşüncelerimiz, aklımız dumura uğrayıp körelince, robota dönüşürüz, bizi başkaları yönetir… Dumura uğrayınca insan, kendisini aldatanlara, sömürenlere, zulmedenlere sessiz kalır, yaptıklarına katlanır ve hatta onları alkışlar…

Aklımız dumura uğrayınca neler olmaz ki… Her bir şey altüst olur… Meselâ hain, kahraman; kahraman da hain olur… Katil, masum; masum katil muamelesi görür… Ezen, sömüren makbul, hakkını arayan ukala olur… Ehil olmayan, baş; baş olması gereken ayak olur… Bir kişiye on pul, on kişiye bir pul verilir… Çalan çırpan akıllı, dürüst olan aptal diye bilinir olur… Kulaklar duymaz, gözler görmez olur… Hesap vermesi gereken hesap sorar, Hesap soran, hep hesabı çıkarına göre yapar… Dilli düdükler (çokbilmişler, malumatfuruşlar) revaçta olur, hakkı söyleyene ve yaşayana hayat hakkı verilmez… Haksızlık karşısında susulur… Para, putlaşır… Değerler kültürümüz yozlaşır, yerini korku kültürüne terk eder… Sosyal ilişkilerimiz, sen-ben çıkar ilişkisine dönüşür… Aklımız dumura uğrayınca, gönlümüz de dumura uğrar… Beyin gönül fırtınası, kaos kasırgasına evrilir… Böylesi bir hengâmede, bir damla fikir, bir damla kir olur…

Yıllardır dumura uğrayan uygarlık belleğimizin resetlenmesi vakti gelmedi mi? Taklit üzerine kurgulanan, aşağılık kompleksi ile beslenen sosyal dokumuz, özümüze dönerek, ilim-irfan-edep ile narkozdan kurtulabilir ancak… Küllerinden doğacak olan öz değerlerimizi canlandırabilmenin tek ilacı bu… Mesele, çağdaş uygarlık sarmalında ya olmak ya da çağdaş uygarlık düzeyini aşabilmemizi sağlayacak olan biz olabilmek, kendimize egemen olabilmek, millî olabilmek, evrensel değerleri içselleştirebilmek meselesi… Kendimiz üreterek, kendimiz yaparak başarılı olabiliriz, aksi takdirde hep dumura uğrarız… Bizi, biz olmaktan eden her ahvâldir, dumura uğramak…  Konu komşuya, yakın akrabaya ve dosta uğramak, hâl hatır sormak; son derece güzel… Dumura uğrayınca, bütün bu güzelliklerden söz edebilmek mümkün değil… Aklımızla, gönlümüzle, genlerimizle oynayanlar, bizi dumura uğratanlar… Her bir bireyin uzaktan kontrolünün yapılabildiği bir dijital ortamda, dumura uğramamak kimin haddine… Sosyal medyada almayı düşündüğümüz her ne ise, hemen görüntüsünün akıllı telefonumuzda zıplamaya başlaması, başka nasıl izah edilebilir ki? Bu, aklımızı peynir ekmekle yemek olsa gerek… Bu, aklî melekelerimizi kaybetmek, sağlıklı bir şekilde doğru düzgün düşünememek ve mantıktan uzak hareket etmek, hiçbir dayanağı olmayan saçma fikirler öne sürmek, dumura uğramak demek…

Dede Korkut hikâyesinde Duha Koca oğlu Deli Dumrul’un aklı dumura uğrayınca başına neler geldiğini bilmeyenimiz var mı? Deli Dumrul hikâyesiDeli Dumrul, bir kuru çayın üzerine bir köprü yaptırmış… Geçenden 33 akçe, geçmeyenden döve döve 40 akçe alırmış…  Bunu “Benden güçlü bir er var mıdır ki çıksın benimle savaşsın.” diye yaparmış… Bir gün köprüsünün yamacına bir bölük oba konmuş… O obanın bir yiğidi ölmüş… Onun için herkes yas tutmaya başlamış… Deli Dumrul bu durumu görünce o yiğidi kimin öldürdüğünü sormuş… “Tanrı’dan buyruk geldi, Azrail o yiğidin canını aldı.” demişler… Deli Dumrul kızmış, Azrail’e savaş ilan etmiş, ölen yiğidin canını geri almak istemiş… Bunun üzerine, Tanrı, Azrail’e Deli Dumrul’un canını almasını buyurmuş… Azrail, Deli Dumrul’un canını almaya gelmiş… Azrail Deli Dumrul’a: “Senin canını almaya geldim. Canını verir misin? Yoksa benimle savaşır mısın?” demiş… Deli Dumrul Azrail’e kılıcıyla saldırmış, Azrail güvercin oluvermiş ve pencereden uçup gitmiş… Deli Dumrul: “Azrail, benden korktu, kaçtı.” demiş… Deli Dumrul, atına binmiş ve güvercinin peşine düşmüş… Bir iki güvercin öldürmüş, dönüp evine gelirken Azrail onun atının gözüne görünmüş… At ürkmüş… Deli Dumrul’u yere atmış… Azrail de Deli Dumrul’un göğsüne çökmüş… Deli Dumrul, Azrail’e canını almaması için yalvarmış… Azrail “Bana değil, Tanrı’ya yalvar.” demiş… Deli Dumrul can verip alanın Tanrı olduğunu anlamış ve Azrail’e: “Sen aradan çık, ben Tanrı ile haberleşeyim” demiş ve Tanrı’ya yakarmış: “Benim canımı alacaksan sen al, Azrail’i araya koyma.” demiş… Tanrı: “Ey Azrail Deli Dumrul’un canı dursun, canı yerine başka can bulsun.” demiş… Deli Dumrul da kendi canının yerine başka can bulmaya gitmiş… Önce babasına sormuş: “Baba canını benim yerime verir misin?” Babası: “Ben vermem git anandan iste.” demiş… Deli Dumrul anasına gitmiş, canını istemiş, o da vermemiş… En son hanımına gitmiş… Hanımı, seve seve canını vereceğini söylemiş… Azrail, hanımının canını almaya gelmiş… Deli Dumrul, hanımına kıyamamış ve Tanrı’ya yalvarmış: “Alırsan ikimizin canını beraber al.” demiş… Tanrı Azrail’e emir vermiş: “Deli Dumrul’un babasının ve anasının canını al, Deli Dumrul ve karısına da 140 yıl ömür verdim.” demiş… Deli Dumrul, dumura uğramanın en dibinden en üstüne çıkmış, haddini bilmiş…

Dumura uğrayınca, Deli Dumrul olmak lâzım… Neme lâzım dedikçe, dumura uğramaktan kurtuluş yok… Kıssadan hisse, keşke herkes haddini bilse, özüne dönse, özünü bilse… Selam, sevgi ve saygılarımla.




Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *