OYUN…

1344

Oyun, genellikle eğlence, rekabet veya eğitim amacıyla oynanan yapılandırılmış bir etkinlik… Oyunlar, belirli kurallara, hedeflere veya amaçlara sahip olabilir ve genellikle oyuncuların strateji kullanmasını, becerilerini geliştirmesini veya eğlenmesini amaçlar. Oyunlar, çeşitli türlerde gelebilir, fiziksel aktivitelerden masa oyunlarına, video oyunlarından zekâ oyunlarına kadar geniş bir yelpazeyi kapsayabilir.

“Birinin gerçek yüzünü görmek istiyorsan, kendisine hiçbir iyiliği dokunmayan birisine nasıl davrandığına bak.” (Paulo Coelho)…

                Oyun deyince ilk akla gelen, Ali cengiz oyunu ‘âdi cengiz oyunu’… Oyun bu, Ali cengiz oyunu… Güzellikler adına güzel yapıldığında, güzel bakıldığında, Ali cengiz oyununu oynamaya değer…  Kim olursak olalım, etik davranmaya hepimizin ihtiyacı var… Çalıp çırpmamak ve hile yapmamak, ahlâkımızla alâkalı… Hem bireysel hayatımızda hem iş hayatımızda Ali cengiz oyunlarına mahâl vermemek mühim… Tek tek hepimizi ve kurumlarımızı; yasalar, normlar ve kadim medeniyet değerlerimizle ayakta tutabiliriz… Kurumlarımızı var kılan ‘Ali Cengizler’ (çalışanlar) hep olmalı; Ali cengiz oyunları değil… Kurumsallaşmalıyız, saydam ve hesap verebilir olmalıyız… Kurum çalışanlarımız, Ali Cengizler, çalıştıkları kurumlarda kendilerine pay çıkarmamalı ve hile için bahane aramamalı; Ali cengiz oyununun figüranları olmamalı; çalıştıkları kurumlara artı değerler katmalı… Denetim, öncelikle vicdanlarımızda olmalı, sonra halka halka her bir ‘Ali Cengiz’i kuşatmalı…  Birilerinin ayaklarına çelme takmak, paçalarından aşağıya çekmek mârifet değil… Birilerinin üzüntüleri ve düşkün olmaları üzerine mutlu olmak gibi bir hayatı kurgulamak ve yaşamak, hüner değil… Mârifet, hayırlı ve güzel işlerde oyun kurucusu olabilmek; bize çelme takanların oyununa gelmemek…  Âli olanın, hile ile alâkası olamaz… Sol yanımızı acıtan, sağduyumuzu törpüleyen engel, dost bildiklerimizin dost olmayan tavırları ve işleri… Güvenip ‘dostum’ deriz, sırrımızı, aşımızı paylaşırız, birlikte yola çıkarız, yoldaş oluruz, en kötü gününde destek çıkarız, hilebaz çıkınca verdiğimiz değere üzülürüz… Hile; belki kısa vadede bize oyunu kazandırır… Ancak, Hakk’ın hükmünü hile bozamaz… Kör ile yatıp şaşı kalkarız, sahtekâr ile arkadaş olunca, hilebaz oluruz… Başkasına hile yapmak, oyun tezgâhlamak, akıllı olduğumuzu göstermez… Mâsum da olsak hile, bizi sürükler kötülüğün girdabına bile bile… Hile ile aldatmak, hile ile aldanmaya sebeptir… Hile ile iş gördüğümüzde, minnet ile yaşarız, zillet ile can veririz…

Hile oyunları, video oyunlarında haksız avantaj elde etmek için kullanılan yazılım veya yöntemleri… Hileler, oyuncuların oyun içi öğeleri manipüle etmeleri… Video oyunlarındaki hilelerin etik etkileri göz ardı edilebilecek bir husus değil… Etik endişeler, sadece bir ayrıntı olarak düşünülmemeli… Oyunlardaki hilelerin yararı, zorluk ve denge öğelerini bozması… Hile kullanan oyuncular, oyunlarda kurgulananı/tasarlananı yaşamadan, oyunun gereklerini yapabilirler… Bu durum, oyuncularda oyunun amacını ve heyecanını azaltabilir… Çok oyunculu oyunlarda, hile kullanan oyuncular, diğer oyuncuların deneyimlerini bozabilirler… Oyun yapımcıları, oyunları kurgulayıp yazarlarken büyük emek ve zaman harcarlar… Hilelerin kullanılması, bu emeğin değersizleştirilmesine neden aslında… Kimileri için, hileler sadece eğlence veya deneme amaçlı… Başka bir zaviyeden bakıldığında ise, hileler, oyuncular için, oyun içi dünyaların sınırlarının zorlanmasıdır, deneyimdir ve oyunun fiziksel yasalarıyla oynanmasıdır…

Oyun, sadece bir oyun ise, baş edilmesi gereken tek bir sorun… Ya oyun içindeki oyun? ‘Oyun içinde oyun’, sahne oyunları içindeki oyunlardan her biri… İçinde çeşitli oyunların bulunduğu sahne oyunları, dış oyunlar ve asıl oyunlar… ‘Oyun içinde oyun’, Özer Tunca’nın yazıp yönettiği, durum komedisi üzerine kurulu, iç içe geçen rolleriyle, müzikleriyle, danslarıyla temposu yüksek bir oyun… ‘Oyun içinde oyun’ (Profesör Kip ile Türkçe), Birsen Ekim Özen tarafından yazılan, sözcükler arasındaki kişileri vurgulayan, çocuklar için yazılmış bir öykü… ‘Oyun içinde oyun’ (sinopsis, bir sayfayı geçmeyen, genellikle 50 cümleyi aşmadan yazılan kısa taslak öykü), bir masanın etrafına toplanmış, mahallenin büyük abilerinin oynadığı, yalan ve hilelerle dolu, adil olmayan bir oyunun hikâyesi, kısa bir film… Kısa ya da uzun bir oyun ya da film yapımında ‘sinopsis tretman’ın olması, film yönetmeni için son derece gerekli.  Sinopsis tretman, bir konsept (kavram, fikir) ile başlamakta, sonra tema, sonra karakterler ve sonra önemli sahnelerin 4-8 sayfalık geliştirilmiş sinopsisi şeklinde yazılmakta…

Yaşadığımız ‘Dijital Çağ’da bilgisayar oyunu temalı filmleri, dizileri vb. TV yapımlarını az veya çok izlemeyenimiz yok… Sanal oyun konulu filmler… Konusu oyun olan filmler… Oyundan uyarlanan diziler, filmler… Ryan Reynolds’ın başrolünde yer aldığı ve Rob isimli bir bilgisayar oyunu karakterinin bir bilgisayar oyununun içinde olduğunu anlamasını anlatan ‘Free Guy’ adlı film… Bilgisayar oyun filmleri… Varsayalım ki oyun izlemiyoruz, kitap okumuyoruz… Hayatın kendisi aslında, geriye dönüşü mümkün olmayan, doğumla başlayan ölümle sonuçlanan bir oyun… Hayat oyununda rol almayanımız var mı? Çocukların masum oynadıkları oyunlar ise, hayata hazır olmanın en önemli gereği… “Çocuklarınızla 7 yaşına kadar oynayın, 15 yaşına kadar onlarla arkadaş olun, 15 yaşından sonra ise istişare edin.” (Hz. Ali)…  Hesapların dürüldüğü, hükmün verildiği, hayat oyunun sona erdiği zaman… Tercihlerimize göre hayatımızın şiirini hikâyesini romanını senaryosunu yazıp okuyoruz, hayattaki rolümüzü iyi ya da kötü oynuyoruz… Belki de bizim adımıza yazılan, kurgulanan oyunun sadece figüranlarıyız… Mesele ağacın odun-kütük-kereste hâlinin işlenmemesi meselesi… Yontulmayan olarak kalmak ya da masa olmak kalem olmak meselesi… Can alıcı nokta: “Tomurcuk derdinde olmayan ağaç, odundur.” (Necip Fazıl Kısakürek)… “Yanmak var, yanmak var. Odun yanınca kül olur, insan yanınca kul olur.” (Mevlana)… Yoğurdu suyla karıştırınca sulu yoğurt oluyor… Unu yağla ve şekerle karıştırınca helva olmuyor… Helva için hüner, ölçü ve ustalık da gerekiyor… Yoğurdu suyla belli bir süre çırpınca ayran oluyor… Her şeye maydanoz olunca sulu yoğurt bile ne ayran ne de sonrasında hıyar olsa da cacık olmuyor… Hayat oyununda çamur olunca tohum yeşerir… Lâkin birilerine çamur atınca hayat oyununa hile karışır… Çamura batınca ve çamura yatınca insan, çamura bulaşanın hâlinden anlar; hayatın, sadece oyundan ibaret olmadığını algılar…

Mâlûm, kitabın ve kalemin ham maddesi odun… Birinin odun olması, bir başkasının tutunacak dal arayışından… Birinin sırtına binen veya sırtına yük yüklenen olması da sorumlulukların hep bir başkasına bırakılmasından, ucuz ve kalitesiz davranılmasından, niteliksiz olmaktan, odun kalmaktan… Hayat, kimine ‘bir oyun’ dense de, işin aslı, yaptıklarımızın gayretlerimize bağlı olduğu hayat oyununda oynadığımız rolün vebali, sorumluluğu nefislerimize ait… Rol aldığını söyleyen de gerçeğini yaşayan da tercihlerine göre adı konmamış rolünü yapmaya-yaşamaya çalışmakta… Elbette hayat oyunun bir bedeli, bir hesabı ve bir faturası var… Oynadığımız oyun, sanal değil. İç içe geçen iki doğrultudaki eksi ya da artı tercihi; bizim irademiz, bizim tercihimiz… Bu doğrultuda yaptıklarımız, akıl sahibi olmak kaydıyla, bizim sorumluğumuz… Harcamayı yapan da, faturayı kesen de biziz… Selam, sevgi ve saygılarımla.                                                                                                                                                            




Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *